Peygamberimizin Çocuk Sevgisi
11.06.2013        

PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ

 

     

 

Hz. Peygamber (sav)'in çocuklara olan sevgisi çok büyüktür. Onlara öyle değer vermiştir ki bugün bile en güzel örnek olarak karşımızda durmaktadır. Bu davranışlarını torunları ile yetim ve öksüzler başta olmak üzere ayırt etmeksizin bütün çocuklara göstermiştir.

      Mesela Ümame Hz. Peygamberimizin Zeynep’ten torunu idi. Ümame ile ilgili bir rivayet şöyledir;

“Allah’ın Elçisine bir gün boncuktan bir gerdanlık hediye edilmişti. ‘Bunu en çok sevdiğime vereceğim.’ deyince kadınlar Hz. Aişe’yi kastederek, ‘Ebubekir’in kızı bunu kazandı.’ demişlerdi. Biraz sonra Allah’ın Elçisi Zeynep’in kızı Ümame’yi istemiş ve gerdanlığı onun boynuna kendi elleriyle takmıştı.”

   Ümame ile ilgili bir başka rivayet de şöyledir:

    “Allah’ın Elçisi kızı Zeynep’ten torunu Ümame’yi taşıyarak namaz kılardı. Onu bu vaziyette halka imam olarak namaz kıldırırken gördüm. Rükûa vardığında onu yere bırakıyor, secdeden başını kaldırdığı zaman tekrar omzuna alıyordu. Bazı âlimlere göre Ümame’nin namazda iken omuzda taşınmasındaki sır, kız çocukları sevmemek, onları taşımaktan çekinmek gibi, Arapların cahiliye çağı adetlerini kaldırmaktı. Allah’ın Elçisi bu anlamsız aşağılık duygusu ve kibri yok etmek için mübalağalı olarak, onların namazda bile taşınabileceklerini göstermiş oldular ki, yaparak, yaşayarak göstermek söz ile anlatmaktan elbette ki daha kuvvetlidir.

     Hz. Peygamberimizin evlatlığı Zeyd’in oğlu Üsame şöyle anlatmıştır:

   “Allah’ın Elçisi beni bir dizine, Hasan’ı öbür dizine oturturdu. Bizi göğsüne bastırarak şöyle derdi:      ‘Allah’ım, bunlara rahmet ve saadet ihsan eyle! Ben bunların hayır ve saadetlerini diliyorum!”

      Ebu Hüreyre (ra)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerif şöyledir:

    “ Allah rahmetini yüz parçaya bölmüş, doksan dokuz parçasını kendi yanında tutup bir parçasını yeryüzüne indirmiştir. İşte bu bir parça ile bütün yaratıklar birbirlerine şefkatli davranırlar. Öyle ki, kısrak yavrusunu emzirirken onun bir yerini acıtır korkusu ile bir ayağını yukarı kaldırır. Peygamberimiz sevginin büyükler arasında bile görgü kurallarına uygun bir şekilde açıklanmasını tavsiye etmiştir:    “Biriniz mümin kardeşini sevdiği zaman, sevgisini ona bildirsin.”

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in torunları ile oynamış olduklarını da görüyoruz.

    Ebu Hüreyre (ra)’den bir rivayet şöyledir:

“ Şu iki kulağım duydu, şu iki gözüm gördü. Allah’ın Elçisi Hasan ve Hüseyin’i iki eli ile ellerinden tutmuştu. Çocuğun ayakları kendisinin ayağı üzerindeydi: ‘ Çık, çık!’ diyordu. Çocuk, ayakları Allah’ın Elçisi’nin göğsüne basıncaya kadar tırmandı. Sonra çocuğu öptü ve şöyle dua etti: ‘Ey Allah’ım, bunu sev, çünkü ben bunu çok seviyorum!”

      Sahabeden Cabir (r.a)’de şöyle anlatmıştır:

    “ Bir gün Allah’ın Elçisi’nin yanına girmiştim. Gördüm ki dört ayak vaziyetine gelmiş. Hasan’la Hüseyin’i sırtına bindirmiş, şöyle söylemekte: Deveniz ne güzel! Siz binicileri ne güzelsiniz!”

    Camilere bastonları ile gelen hacı emmilere aslında burada çok güzel mesajlar var. Namaz esnasında gürültü yapan çocuklara huşua zarar verdikleri için ‘Al sana bir baston!' diye hemen gunne çıkarmak yerine, sabırla, şekerle, güler yüzle ve güzellikle camiye-cemaate alışmalarını sağlamaları gerekir. Cenab-ı Hakk’ın insanoğluna hediye ettiği güler yüzü bu dünyada değil de nerede kullanacağız bilmem ki…

        Peygamberimizin çocuklara sevgisi Medine’nin dışında da bilinirdi. Mekke’nin fethi esnasında Peygamber Efendimizin Mekke’ye girerken karşılaştığı manzara O’nu mesrur etmişti. Çocuklardan oluşturulmuş bir grup Peygamberimizi karşılamış, O’da bu çocukları ayrı ayrı sevmiş, İbni Abbas ile İbni Cafer’i terkisine almıştı.

     Peygamber Efendimizin kızı Zeynep’ten, bir erkek torununun ağır hasta olduğu sıradaki davranışı yine O’nun çocuklara şefkatini göstermektedir. Olay şöyle anlatılmıştır:

     “ Hz. Peygamber’in yanında bulunduğumuz sırada kızlarından Zeynep’in çocuklarından birinin sekerat halinde olduğu bildiriliyor, mutlaka gelmesi gerektiği söyleniyordu… Bunun üzerine Hz. Peygamber kalktı ve Zeynep’in evine geldi. Çocuk Peygamber’e verildiği sırada can çekişiyordu. Allah Resulü’nün gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Sa’d İbn Ubade: ‘Ey Allah’ın Elçisi, bu haliniz nedir? dedi. Allah Resulü: ‘ Bu gözyaşı Allah’ın kullarının gönüllerine koyduğu bir rahmettir. Yüce Allah kullarından ancak merhametli olanlara merhamet edecektir.’ dedi.

         Bir gün Allah Resulü, Hz. Ali’nin oğlu Hasan’ı öpüyordu. Yanında da Temim kabilesinin ileri gelenlerinden Akra İbn Habis vardı. Dedi ki: ‘ Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim!’ Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu: ‘İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez…’

       Bizde de zaman zaman vaki olan ‘Büyüklerin yanında gök görmedik gibi çocuk sevilmez’ düşüncesinin çıkış noktası, İstiklal Harbimiz esnasında erkeklerimizin şehit olması dolayısıyla öksüz ve yetim çocuklar çoğalmıştır.. Yetim çocuklar babası şehit olduğu için bu durum hatırlarına gelip üzülmesinler diye onların yanında çocuklar sevilmezdi. Daha sonra bu durum gelenek haline gelip yanlış olarak yaygınlaşmıştır.

       Enes (r.a) anlatmıştır: "Allah Elçisi'nin bir oğlu oldu, adını İbrahim koydu. Çocuğu Medine’nin yüksek bölgelerinden birinde oturan Ümmüseyf’e süt anneliğe verdi. Zaman zaman ziyaretine gidip seviyordu… Çocuğu kucağına aldı, kokladı, güzel sözler mırıldandı… Bir defasında yine birlikte Ebuseyf’in evine gitmiştik ki, çocuğu Allah Resulü’nün kucağında can çekişirken görmüştüm. Allah Resulü’nün gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Bana şöyle dedi:

  “Göz ağlar, kalp hüzünlenir, dilimiz ise Rabbimizin razı olacağından başka bir kelime söylemez. Ey İbrahim, vallahi biz senin ayrılığından dolayı pek hüzünlüyüz."

    Bir kadın, ölen çocuğu için aşırı derecede ağlayıp dövünürken Peygamberimiz onu teselli etmişti. Kadın henüz Peygamberimizi şahsen tanımadığı için ‘Senin çocuğun ölmedi ki sen bu acıyı bilmezsin.’ deyivermişti. Kadına Allah Resulü tanıtılınca çok utanıp pişman olmuş, özürler dilemiştir. Kendisi de evlat acısının en büyüğünü çekmiş olan Peygamberimizin, vefatından önce yedi çocuğundan altısını kaybetmiş, Hz. Fatıma da kendisinden altı ay kadar sonra vefat etmiştir. Evlat acısı gibi acıların en büyüğünü tatmış olan kimseleri Efendimiz şu sözlerle teselli etmiş ve ümitlendirmiştir: “ Yemin ederim ki sen kendini çok sağlam bir duvar ile cehennemden korumuşsundur.” Evlat acısını çekmiş olan kimseler cehennem azabından kurtulmakla müjdelenmişlerdir. Böylece evlat acısına, cehennem acısından bile şiddetli sayılarak saygı gösterilmesi telkin edilmiştir.       

    Bir bayram sabahı Medine'de ümmeti ile bayramlaşan Peygamberimiz bir köşede ağlamakta olan küçük bir kız çocuğu görmüş. Elleriyle yüzünü kapatmış bir şekilde ağlıyormuş. Peygamberimiz küçük kızı bu halde görünce dayanamamış ve sormuş: "Yavrucuğum bugün bayram. Bu mutlu günde neden ağlıyorsun?" Çocuk içini çekerek, başını hiç kaldırmadan ve soruyu soranın kim olduğunu bilmeden cevap vermiş:

   “Geçen bayram babam bizimleydi ama artık yok. Son savaşta Peygamberimizle yan yana dövüştü, sonuna kadar savaştı ama şehit düştü. Onu çok özlüyorum. İnsan böyle yetim kalınca elbette ağlar.”

     Peygamberimiz küçük kızın sözlerine çok üzülmüş. Küçük kızın başını okşayarak şöyle demiş:

“Gözlerinin yaşını sil yavrucuğum. Allah'ın Peygamberi baban, Fatıma ablan, Ayşe de annen olsun istemez misin?”

     Küçük kız bu sözleri duyunca yavaşça başını kaldırmış ve karşısında Peygamberimizi görünce çok şaşırmış, bir o kadar da sevinmiş. Başını “evet” anlamında sallamış ve Efendimizin o mübarek elini tutarak O'nun evine doğru yürümeye başlamış.

    Eve geldiklerinde Hz. Fatıma ve Hz. Ayşe de bu küçük kızı çok sevmişler. Güzel ve yeni elbiseler giydirmişler, saçlarını taramışlar. Karnını doyurup bayram harçlığı vermişler. Sonra da oynasın diye sokağa, çocukların arasına göndermişler. Çocuklar bu küçük yetim kızı yeni elbiseler içinde ve mutlu bir yüzle görünce çok şaşırmışlar ve sormuşlar:

“Ne oldu sana böyle?” Yetim kız cevap vermiş:

“Benim de bir babam var artık! Hem öyle bir baba ki; eşsiz, benzersiz… Böyle babası olan sevinmez mi?

Şefkatli Ayşe annem var benim. Beni seven, bana yeni elbiseler giydiren Fatıma ablam var. Böyle ailesi olan sevinmez mi? Bu yüzden çok mutluyum”.

 

Muhammed ACIYAN

m-aciyan@hotmail.com

 


Bu Yazı 1285 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
Kapak
Fotoğraf Galerisi
Videolar
Media
 
Ziyaret
Anlık Ziyaretçi : 13
Toplam Ziyaretçi : 876377